Fuarcılığın Gücü İstanbul’da, 677 Milyar Dolarlık Güzellik Sektörü BeautyEurasia’da Buluştu
Türkiye’nin uluslararası ticaret ve ihracat vizyonuna katkı sağlayan BeautyEurasia, 100’den fazla ülkeden sektör profesyonellerini İstanbul’da bir araya getiriyor
Güzellik, kozmetik ve kişisel bakım sektörünün küresel ölçekteki en önemli ticaret buluşmalarından biri olan BeautyEurasia, İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. 677 milyar dolarlık küresel güzellik sektörünün yeni trendlerini, teknolojilerini ve ürünlerini buluşturan fuar; yalnızca ürünlerin sergilendiği bir organizasyon olmanın ötesinde, Türkiye’nin uluslararası ticaret ve ihracat bağlantılarını güçlendiren önemli bir fuarcılık platformu olarak öne çıkıyor.
ICA Events tarafından düzenlenen BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı, bu yıl 21’inci kez gerçekleştiriliyor. 2-4 Eylül tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen organizasyon, 100’den fazla ülkeden binlerce ziyaretçiyi ağırlarken, 139 firma ve 300’ü aşkın markayı aynı çatı altında buluşturuyor.
Fuarcılık, ihracat ve yeni pazarların kapısını açıyor
Uluslararası fuarlar, üreticiler ile satın alma profesyonelleri, distribütörler, ithalatçılar ve perakendeciler arasında doğrudan ticari bağlantılar kurulmasına imkan sağlayarak sektörlerin küresel pazarlara açılmasında önemli rol oynuyor.
BeautyEurasia da bu yönüyle Türkiye’nin özellikle Avrasya, Orta Doğu, Balkanlar ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) pazarlarına erişiminde önemli bir ticaret platformu niteliği taşıyor.
Geçen yıl 305 milyon Euro iş hacmi oluşturan fuar, bu yıl da yeni iş birlikleri, distribütörlük anlaşmaları, ihracat bağlantıları ve yeni pazar fırsatları açısından sektör temsilcilerini bir araya getiriyor.
Fuarda uluslararası milli katılımlar da dikkat çekiyor. Güney Kore 30 firma, Çin Halk Cumhuriyeti ise 20 firma ile en yüksek katılım gösteren ülkeler arasında yer alıyor.
Güzellik sektöründe yeni trendler İstanbul’da sergileniyor
Üç gün boyunca sektörün geleceğine ilişkin yeni ürün ve teknolojilerin tanıtıldığı BeautyEurasia’da; kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinden kuaför ürünlerine, hammaddelerden ambalaj çözümlerine, hijyen ürünlerinden private label çözümlerine kadar geniş bir ürün yelpazesi ziyaretçilerle buluşuyor.
Özellikle tüketici tercihlerindeki değişimle birlikte önem kazanan temiz içerikli, çevre dostu ve sürdürülebilir kozmetik ürünleri fuarın öne çıkan başlıkları arasında bulunuyor.
BeautyEurasia Fuarı Direktörü Filiz Mehmedova, fuarın temel hedefinin üretici markalar ile küresel pazarlara ulaşmak isteyen satın alma profesyonelleri, distribütörler, perakendeciler ve ithalatçıları aynı ticaret platformunda buluşturmak olduğunu belirtti.
Mehmedova, BeautyEurasia’nın yalnızca ürün sergileme alanı olmadığını, yeni pazarlara erişim, distribütör bağlantıları, ürün keşfi, iş geliştirme ve sektörel networking açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.
İstanbul, küresel güzellik ticaretinin buluşma noktalarından biri oluyor
BeautyEurasia, Türkiye’nin jeostratejik konumunun sağladığı avantajı fuarcılık sektörü üzerinden ticari fırsata dönüştüren organizasyonlardan biri olarak dikkat çekiyor.
Türkiye’nin Avrupa, Asya, Orta Doğu, Balkanlar ve BDT ülkeleriyle olan ticari bağlantıları düşünüldüğünde, İstanbul’da gerçekleştirilen uluslararası fuarlar üretici ve alıcıları aynı platformda buluşturarak ihracatın geliştirilmesine katkı sağlıyor.
Bu nedenle fuarcılık sektörü, yalnızca organizasyon ve tanıtım faaliyetlerinden oluşan bir alan değil; ticaret, ihracat, yatırım, teknoloji transferi ve uluslararası iş bağlantılarının geliştirilmesinde stratejik bir sektör olarak önem taşıyor.
BeautyEurasia ve WorldFood Istanbul 2027’de birlikte düzenlenecek
BeautyEurasia, 2027 yılında yeni bir stratejik iş birliğine hazırlanıyor.
Fuarın 15-17 Aralık 2027 tarihlerinde WorldFood Istanbul ile eş zamanlı düzenlenmesi planlanıyor. İki uluslararası fuarın aynı dönemde gerçekleştirilmesiyle farklı sektörlerden profesyonellerin bir araya getirilmesi, networking imkanlarının artırılması ve yeni ticari bağlantılar oluşturulması hedefleniyor.
Bu iş birliğiyle BeautyEurasia’nın uluslararası ticaret potansiyelinin daha da güçlendirilmesi ve katılımcıların yeni pazarlara erişim imkanlarının artırılması amaçlanıyor.
BeautyEurasia, 4 Eylül’de sona erecek. Fuara katılmak isteyen ziyaretçiler kayıt işlemlerini organizasyonun resmi internet sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor.
ICA Events, yapı, turizm, kozmetik, gıda, raylı sistemler ve lojistik sektörlerinde uluslararası fuarlar düzenleyerek farklı sektörlerde yeni iş, iş birliği ve satın alma fırsatlarının oluşturulmasına katkı sağlıyor.
yilmazparlar@yahoo.com
BeautyEurasia 2026 The Power of Trade Fairs in Istanbul
The Power of Trade Fairs, BeautyEurasia Brings the $677 Billion Global Beauty Industry to Istanbul
BeautyEurasia brings together industry professionals from more than 100 countries, strengthening Türkiye’s position as a regional hub for international trade and exports
BeautyEurasia, one of the major international trade fairs for the global beauty, cosmetics and personal care industry, has opened its doors at the Istanbul Expo Center. Bringing together the latest trends, technologies and products of the $677 billion global beauty industry, the three-day event stands out not only as a showcase for products but also as an important trade platform supporting Türkiye’s international business and export connections.
Organized by ICA Events, the 21st edition of BeautyEurasia: International Cosmetics, Beauty, Hairdressing, Packaging, Raw Materials, Hygiene and Private Label Fair is being held at the Istanbul Expo Center from September 2 to 4.
The fair is expected to welcome thousands of visitors from more than 100 countries, bringing together 139 companies and more than 300 brands under one roof.
Trade fairs open doors to exports and new markets
International trade fairs play a critical role in connecting manufacturers with purchasing professionals, distributors, importers and retailers, creating direct commercial opportunities and helping businesses enter new international markets.
In this respect, BeautyEurasia serves as an important platform for companies seeking access to markets across Eurasia, the Middle East, the Balkans and the Commonwealth of Independent States (CIS).
The fair generated a business volume of €305 million last year and is once again creating opportunities for new business partnerships, distribution networks, export connections and market expansion.
International participation is also a major feature of this year’s event. South Korea is represented by 30 companies, while China has 20 companies, making them among the countries with the largest national participation.
New beauty trends and technologies take center stage
BeautyEurasia is showcasing a wide range of products and solutions throughout the three-day event, including cosmetics and personal care products, professional hairdressing products, raw materials, packaging technologies, hygiene products and private-label solutions.
Growing consumer demand for clean-label, environmentally friendly and sustainable beauty products is also shaping the agenda of the fair.
Filiz Mehmedova, Director of BeautyEurasia, said the fair’s core mission is to bring together cosmetics, beauty and personal care manufacturers with purchasing professionals, distributors, retailers and importers seeking to reach global markets.
According to Mehmedova, BeautyEurasia goes beyond product exhibitions by providing opportunities for market access, distributor connections, product discovery, business development and professional networking.
Istanbul strengthens its role as a regional trade hub
BeautyEurasia also highlights the strategic importance of Türkiye’s geographical position.
Located at the crossroads of Europe, Asia and the Middle East, Istanbul provides international exhibitors and buyers with access to a broad regional market. International trade fairs held in the city contribute to the development of exports by bringing manufacturers, buyers and business partners together on a single platform.
The exhibition industry therefore represents much more than event organization and product promotion. It plays a strategic role in international trade, exports, investment, technology exchange and the development of global business networks.
BeautyEurasia and WorldFood Istanbul to join forces in 2027
BeautyEurasia is preparing for a new strategic partnership in 2027.
The fair is scheduled to take place alongside WorldFood Istanbul from December 15 to 17, 2027. The simultaneous organization of the two international exhibitions is expected to create additional networking opportunities, facilitate cross-sector business connections and generate new commercial opportunities for exhibitors and visitors.
The cooperation aims to further strengthen BeautyEurasia’s international trade potential and expand participants’ access to new markets.
BeautyEurasia will conclude on September 4. Visitors wishing to attend can complete their registration through the fair’s official website.
ICA Events organizes major trade fairs in Türkiye across sectors including construction, tourism, cosmetics, food, rail systems and logistics, creating new business, cooperation and purchasing opportunities while contributing to the development of these industries.
Türk Baklavasının Geleceği Kadınların Maharetli Ellerinde
4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması İstanbul’da düzenlendi
Gelenek, kadın emeği ve Türk baklavası aynı sofrada buluştu
İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Baklava ve Tatlı Üreticileri Derneği (BAKTAD) iş birliğiyle düzenlenen 4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması, Türk baklavasının kültürel mirasını kadınların emeğiyle geleceğe taşıyan anlamlı bir organizasyona dönüştü.
İncirli’de Hacı Bozan Oğulları'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, finale kalan 5 kadın yarışmacının hazırladığı baklavalar jüri tarafından değerlendirildi.
Kadınların Emeği Türk Baklavasını Geleceğe Taşıyor
Türkiye'nin dünyada tanınan en önemli gastronomi değerlerinden biri olan baklava, yalnızca geleneksel bir tatlı değil, aynı zamanda Türk mutfağının kültürel kimliğini dünyaya taşıyan güçlü bir değer olarak öne çıkıyor.
Bu mirasın yaşatılmasında kadınların rolü ise ayrı bir önem taşıyor.
Yıllardır evlerde anneden kıza, büyükannelerden torunlara aktarılan baklava yapma kültürü; kadınların emeği, ustalığı ve aile içinde aktardıkları bilgiler sayesinde kuşaktan kuşağa taşınıyor.
Kadınların baklava ve tatlı sektöründe daha fazla yer alması, bu geleneksel birikimin korunmasının yanı sıra kadın istihdamının artırılması ve mesleki yetkinliklerin geliştirilmesine de katkı sağlayabilecek önemli bir alan oluşturuyor.
İTO VE BAKTAD'dan Geleneğe Güçlü Destek
İstanbul Ticaret Odası ile BAKTAD iş birliğinde, İncirli'deki Hacı Bozan Oğulları restoranının ev sahipliğinde 29 Ağustos 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilen yarışma, geleneksel Türk mutfağının önemli lezzetlerinden baklavayı evlerin sıcaklığından yarışma kürsüsüne taşıdı.
Etkinliğe İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu, İTO Baklava, Pasta ve Şekerli Mamuller Meslek Komitesi Başkanı ve BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, İTO Meclis ve Komite üyeleri ile sektör temsilcileri katıldı.
Finale kalan 5 kadın yarışmacının hazırladığı baklavalar jüri tarafından değerlendirildi. Yarışmada hamurun hazırlanmasından yufkanın açılmasına, pişirme ve şerbet kıvamından hijyen ve sunuma kadar çeşitli kriterler dikkate alındı.
BAKTAD Başkanı Mehmet Yıldırım: “Baklava Denilince Türkiye Akla Geliyor”
Etkinlikte konuşan BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, baklavanın uluslararası alanda giderek daha önemli bir konuma ulaştığına dikkat çekti.
Yıldırım, gastronominin artık ülkelerin ve şehirlerin tanıtımında önemli bir araç haline geldiğini belirterek, insanların özgün yiyecekleri tatmak için binlerce kilometre yol kat edebildiğini ifade etti.
Türk baklavasının uluslararası algısında önemli bir değişim yaşandığını vurgulayan Yıldırım, baklava denildiğinde Türkiye'nin akla gelmesinin sektör açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti.
BAKTAD'ın yurt içi ve yurt dışında yürüttüğü tanıtım çalışmalarına da değinen Yıldırım, özellikle uluslararası fuar ve organizasyonlarda Türk baklavasının tanıtılmasının bu algının güçlenmesine katkı sağladığını anlattı.
Türk Baklavasının Geleceği Eğitimle Güçlenecek
Mehmet Yıldırım'ın konuşmasında dikkat çektiği başlıklardan biri de baklavacılık mesleğinin geleceği oldu.
Sektörün geleceği açısından mesleki eğitimin önemine işaret eden Yıldırım, baklava ustalarının yetiştirilmesi için meslek liselerinde eğitim imkanlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.
Bu çalışmaların, geleneksel baklava ustalığının yeni nesillere aktarılması açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekildi.
Kadınların Sektördeki Yeri Güçlendiriliyor
Yarışmanın temel amaçlarından biri de kadınların baklava ve tatlı sektöründe daha fazla yer almasını sağlamak oldu.
Mehmet Yıldırım, kadınların evlerde hazırladıkları baklavaların tanıtılmasının ve onların sektörde daha görünür hale gelmesinin önemine vurgu yaptı.
Bu yaklaşım, evlerde yıllardır sürdürülen geleneksel üretimin profesyonel sektörle buluşması açısından da dikkat çekiyor.
Hacı Bozan Oğulları'ndan Geleneğe Ve Sektöre Ev Sahipliği
Organizasyonun İncirli'deki Hacı Bozan Oğulları restoranında gerçekleştirilmesi, Türk mutfağının geleneksel değerlerine sahip çıkan köklü işletmelerin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Hacı Bozan Oğulları Yönetim Kurulu Başkanı Murad Fehmi Bozanoğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada İTO, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerini selamlayarak organizasyonun gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bozanoğlu, BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım ve ekibinin sektörün geleceği ve sorunları konusunda yürüttüğü çalışmalar için teşekkür etti.
Hacı Bozan Oğulları'nın böyle bir organizasyona ev sahipliği yapması; geleneksel Türk mutfağının, yöresel yemek ve tatlıların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması bakımından anlamlı bir katkı olarak öne çıktı.
Murad Fehmi Bozanoğlu'na Geleneksel Mutfağa Katkıları İçin Takdir
Türk mutfağının yaşatılması yalnızca tariflerin korunmasıyla değil, bu kültüre sahip çıkan kurum ve işletmelerin desteğiyle mümkün oluyor.
Bu açıdan Murad Fehmi Bozanoğlu'nun, kadınların geleneksel mutfak becerilerini görünür kılan bir organizasyona ev sahipliği yapması ve sektör temsilcileriyle birlikte hareket etmesi dikkat çekti.
Hacı Bozan Oğulları'nın Türk mutfağı, yöresel yemekler ve geleneksel tatlı kültürüne yönelik yaklaşımı, bu değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından takdire değer bir örnek oluşturdu.
Baklava İçin Uluslararası Festival Hedefi
BAKTAD'ın baklavayı uluslararası alanda tanıtma çalışmaları da devam ediyor.
Mehmet Yıldırım, Özbekistan ile görüşmelerin sürdüğünü ve burada bir baklava festivali düzenlenmesinin planlandığını ifade etti.
Planlanan organizasyonun Türk baklavasının dünya çapındaki tanıtımına katkı sağlamasının yanı sıra iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkilerini de güçlendirmesinin hedeflendiği belirtildi.
Jüride Sektör Temsilcileri Yer Aldı
Yarışmanın jüri heyetinde Hacı Bozan Oğulları Yönetim Kurulu Başkanı Murad Fehmi Bozanoğlu, İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu, BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, BAKTAD Mali İşler Komisyonu Başkan Yardımcısı Ramazan Coşkun ve sektörün farklı isimleri yer aldı.
Baklavalar Nasıl Değerlendirildi?
Finalistlerin hazırladığı baklavalar şu kriterler üzerinden değerlendirildi:
Hamur yoğurma ve yufka açma kalitesi
Dilimleme ve hazırlık süreçleri
Pişirme tekniği
Şerbet kıvamı
Hijyen standartları
Son sunum ve servis
Baklava Türkiye İçin Neden Önemli?
Baklava, Türkiye'nin gastronomik kimliğinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yere sahip.
Bir tatlının ülke adıyla özdeşleşmesi, gastronomi turizmi açısından da güçlü bir tanıtım değerine dönüşebiliyor.
Bu nedenle Türk baklavasının geleneksel üretim tekniklerinin korunması, nitelikli ustaların yetiştirilmesi, kadınların sektöre katılımının artırılması ve uluslararası tanıtım faaliyetlerinin sürdürülmesi; Türkiye'nin gastronomi alanındaki marka değerinin güçlendirilmesine katkı sağlayabilecek başlıklar arasında yer alıyor.
Baklava Tarihi: Gelenekten Dünyaya Uzanan Lezzet
Baklava, Osmanlı mutfak kültürüyle güçlü biçimde ilişkilendirilen ve yüzyıllar içerisinde Anadolu'da farklı üretim gelenekleriyle gelişen köklü bir tatlı kültürünün parçasıdır.
İncecik açılan yufkalar, tereyağı, ceviz veya fıstık ve şerbetin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan baklava, zaman içerisinde Türkiye'nin en bilinen geleneksel tatlılarından biri haline geldi.
Bugün Türk baklavası, Türkiye'nin gastronomi kültürünü temsil eden ve dünyanın farklı ülkelerinde tanınan önemli bir lezzet olarak öne çıkıyor.
Gelenekten Geleceğe: Türk Baklavasında Yeni Dönem
İTO ve BAKTAD iş birliğiyle gerçekleştirilen 4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması, bir tatlı yarışmasının ötesinde; kadın emeğinin, geleneksel mutfak kültürünün, mesleki eğitimin ve Türk baklavasının uluslararası tanıtımının aynı çatı altında buluştuğu bir etkinlik olarak dikkat çekti.
Kadınların maharetli ellerinden çıkan ev baklavalarının yarışma kürsüsüne taşınması, yıllardır aile içinde yaşatılan bir kültürün toplumsal görünürlüğünü artırdı.
BAKTAD'ın sektöre yönelik çalışmaları, İTO'nun desteği ve Hacı Bozan Oğulları'nın ev sahipliğiyle gerçekleşen organizasyon, Türk baklavasının geçmişten geleceğe taşınmasında iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Gelenekten geleceğe, kadınların maharetli ellerinden sofralara ve Türkiye'den dünyaya…
Jüri üyeleri İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu BAKTAD Yönetim Kurulu başkanı Mehmet Yıldırım Murad Fehmi Bozanoğlu Süleyman Köşkeroğlu Ramazan Coşkun Haşim Fıstıkçıoğlu Mehmet Ali Taşdemir Nevzat Yemen Mehmet Helvacı Yavuz İnal Nurtekin Erol Muzaffer Kolçak Hıfzullah Keskin
Yarışma Birincisi, Gülay Günay Yarışma İkinci si, Zeliha Tuna Yarışma Üçüncüsü, Sultan Sağlık Yarışma Dördüncüsü, Fatma Aslan Yarışma Beşincisi Özgün Esin
yilmazparlar@yahoo.com
The Future of Turkish Baklava Is in the Skilled Hands of Women
4th Women’s Homemade Baklava Competition Held in Istanbul
Tradition, Women’s Craftsmanship and Turkish Baklava Meet at the Same Table
The 4th Women’s Homemade Baklava Competition, organized through a collaboration between the Istanbul Chamber of Commerce (ITO) and the Baklava and Dessert Producers Association (BAKTAD), became a meaningful event that aims to carry the cultural heritage of Turkish baklava into the future through women’s craftsmanship.
The event, hosted by Hacı Bozan Oğulları in İncirli, brought together five female finalists whose homemade baklavas were evaluated by a professional jury.
Women’s Craftsmanship Carries Turkish Baklava into the Future
Baklava, one of Türkiye’s most internationally recognized gastronomic treasures, is more than a traditional dessert. It is also a powerful cultural value that carries the identity of Turkish cuisine to the world.
Women play a particularly important role in preserving this heritage.
For generations, the tradition of making baklava has been passed down from mothers to daughters and from grandmothers to grandchildren. Women’s craftsmanship, dedication and knowledge transferred within families have helped keep this culinary tradition alive.
Greater participation of women in the baklava and dessert sector can contribute not only to preserving this traditional knowledge, but also to increasing female employment and strengthening professional skills.
Strong Support for Tradition from ITO and BAKTAD
The competition was held on Saturday, August 29, 2026, at Hacı Bozan Oğulları in İncirli, in cooperation with the Istanbul Chamber of Commerce and BAKTAD.
The event brought one of the most important traditional flavors of Turkish cuisine—from the warmth of family kitchens to the competition stage.
The event was attended by ITO Board Member Murat Hazıroğlu, ITO Bakery, Pastry and Confectionery Products Professional Committee Chairman and BAKTAD President Mehmet Yıldırım, members of the ITO Assembly and committees, as well as representatives of the sector.
The five female finalists presented their homemade baklavas to the jury. The entries were evaluated according to a range of criteria, including dough preparation, phyllo pastry quality, baking, syrup consistency, hygiene and presentation.
BAKTAD President Mehmet Yıldırım: “Türkiye Comes to Mind When Baklava Is Mentioned”
Speaking at the event, BAKTAD President Mehmet Yıldırım emphasized that baklava has gained an increasingly important position internationally.
Yıldırım noted that gastronomy has become an important instrument for promoting countries and cities, adding that people are now willing to travel thousands of kilometers to experience distinctive foods.
He also highlighted the significant change in the international perception of Turkish baklava.
According to Yıldırım, the fact that Türkiye increasingly comes to mind when baklava is mentioned represents an important achievement for the sector.
Yıldırım also spoke about BAKTAD’s promotional activities in Türkiye and abroad, emphasizing that international fairs and events have contributed to strengthening the recognition of Turkish baklava.
The Future of Turkish Baklava Will Be Strengthened Through Education
Another important issue highlighted by Mehmet Yıldırım was the future of the baklava profession.
Yıldırım pointed to the importance of vocational education for the future of the sector and stated that efforts are being made to expand educational opportunities for training skilled baklava masters in vocational high schools.
Such initiatives are considered an important step toward transferring traditional baklava-making skills to younger generations.
Women’s Role in the Sector Is Being Strengthened
One of the main objectives of the competition was to encourage greater participation by women in the baklava and dessert sector.
Mehmet Yıldırım emphasized the importance of promoting baklavas prepared by women at home and increasing their visibility within the professional sector.
This approach also creates an important bridge between traditional production practices maintained in family kitchens for generations and the professional food industry.
Hacı Bozan Oğulları Hosts an Event Celebrating Tradition and the Sector
The organization’s hosting at Hacı Bozan Oğulları in İncirli once again highlighted the importance of established establishments that support traditional Turkish culinary values.
Murad Fehmi Bozanoğlu, Chairman of the Board of Hacı Bozan Oğulları, welcomed representatives of ITO, civil society organizations and sector representatives during his speech.
Bozanoğlu expressed his appreciation for the organization and thanked BAKTAD President Mehmet Yıldırım and his team for their work concerning the future and challenges of the sector.
Hacı Bozan Oğulları’s decision to host such an event stands out as a meaningful contribution to preserving traditional Turkish cuisine, regional dishes and desserts and passing these values on to future generations.
Appreciation for Murad Fehmi Bozanoğlu’s Contribution to Traditional Cuisine
Preserving Turkish cuisine requires more than simply protecting recipes. It also depends on the support of institutions and businesses committed to keeping this cultural heritage alive.
In this respect, Murad Fehmi Bozanoğlu’s decision to host an event highlighting women’s traditional culinary skills and to cooperate with sector representatives was noteworthy.
Hacı Bozan Oğulları’s approach to Turkish cuisine, regional dishes and traditional desserts represents a valuable example of supporting the transfer of these cultural values to future generations.
International Baklava Festival Planned
BAKTAD’s efforts to promote Turkish baklava internationally are continuing.
Mehmet Yıldırım stated that discussions with Uzbekistan are ongoing and that a baklava festival is being planned there.
The planned event is expected to contribute not only to the international promotion of Turkish baklava but also to strengthening friendship and brotherhood between the two countries through cultural exchange.
Sector Representatives Served on the Jury
The jury included Murad Fehmi Bozanoğlu, Chairman of the Board of Hacı Bozan Oğulları; ITO Board Member Murat Hazıroğlu; BAKTAD President Mehmet Yıldırım; BAKTAD Deputy Chairman of the Financial Affairs Commission Ramazan Coşkun; and other sector representatives.
How Were the Baklavas Evaluated?
The finalists’ baklavas were evaluated according to the following criteria:
Quality of dough preparation and phyllo pastry
Slicing and preparation process
Baking technique
Syrup consistency
Hygiene standards
Final presentation and service
Why Is Baklava Important for Türkiye?
Baklava has an important place in introducing Türkiye’s gastronomic identity to the world.
When a traditional food becomes closely associated with a country, it can also become a powerful asset for gastronomic tourism and national promotion.
For this reason, protecting traditional Turkish baklava-making techniques, training qualified baklava masters, increasing women’s participation in the sector and continuing international promotional activities can all contribute to strengthening Türkiye’s gastronomic brand value.
The History of Baklava: A Flavor from Tradition to the World
Baklava is strongly associated with Ottoman culinary culture and forms part of a long-standing dessert tradition that developed through different culinary practices in Anatolia over the centuries.
Thin layers of phyllo pastry, butter, walnuts or pistachios and syrup come together to create a dessert that has become one of Türkiye’s best-known traditional foods.
Today, Turkish baklava stands out as an important gastronomic product representing Türkiye’s culinary culture and recognized in many parts of the world.
From Tradition to the Future: A New Era for Turkish Baklava
The 4th Women’s Homemade Baklava Competition, organized through cooperation between ITO and BAKTAD, was more than a dessert competition.
It brought together women’s craftsmanship, traditional culinary culture, vocational education and the international promotion of Turkish baklava under one roof.
Bringing homemade baklavas prepared by skilled women to the competition stage increased the visibility of a tradition that has been preserved within families for generations.
The cooperation of BAKTAD, the support of ITO and the hosting by Hacı Bozan Oğulları once again demonstrated the importance of cooperation in carrying Turkish baklava from the past into the future.
From tradition to the future, from the skilled hands of women to the table, and from Türkiye to the world…
Jury Members Murat Hazıroğlu, Board Member of ITO Mehmet Yıldırım, Chairman of BAKTAD Board of Directors Murad Fehmi Bozanoğlu Süleyman Köşkeroğlu Ramazan Coşkun Haşim Fıstıkçıoğlu Mehmet Ali Taşdemir Nevzat Yemen Mehmet Helvacı Yavuz İnal Nurtekin Erol Muzaffer Kolçak Hıfzullah Keskin First Place: Gülay Günay Second Place: Zeliha Tuna Third Place: Sultan Sağlık Fourth Place: Fatma Aslan Fifth Place: Özgün Esin
6 Milyon, 2,3 Milyon, 777 Bin Öğrenci ve 5,3 Doğurganlık Oranı: Özdağ, Suriyeli Sığınmacı Sayılarındaki Çelişkiye Dikkat Çekti
Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden biri olan göç ve sığınmacı konusu, açıklanan yeni rakamlarla birlikte yeniden tartışmaya açıldı.
Ancak tartışmanın merkezinde yalnızca kaç Suriyelinin Türkiye’de bulunduğu sorusu yok. Asıl mesele, yıllar içerisinde açıklanan farklı rakamların nasıl hesaplandığı ve Türkiye’deki gerçek nüfus tablosunun hangi veriler üzerinden ortaya konulduğu.
Bir dönem 3,5 milyon, daha sonra 4 milyon 900 bin, ardından 6 milyon olarak ifade edilen Suriyeli nüfusu, bugün ise yaklaşık 2 milyon 300 bin olarak açıklanıyor.
İşte Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın son çıkışı, tam da bu büyük nüfus denklemini yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Özdağ, Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın, Türkiye’de bir dönem yaklaşık 6 milyon Suriye vatandaşının yaşadığını, bugün ise bu sayının 2,3 milyona kadar düştüğünü açıklamasının ardından dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu.
Ümit Özdağ, X hesabından yaptığı paylaşımda, 2021-2023 yılları arasında Türkiye’de 5 milyon kayıtlı ve 2 milyon kayıtsız veya kaçak Suriyeli bulunduğunu birçok kez açıkladığını belirtti.
Özdağ’ın paylaşımında Numan Kurtulmuş’un 2023 yılında açıkladığı rakama yaptığı atıf ise dönemin açıklamalarıyla da destekleniyor. 22 Mayıs 2023’te Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ı ziyaret eden dönemin AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Türkiye’de “resmi rakamlarla 4 milyon 994 bin Suriyeli” bulunduğunu söyledi. Kurtulmuş, aynı açıklamada bu rakamın yaklaşık 5 milyon olarak ifade edilebileceğini belirtti. Açıklama, AK Parti’nin resmi internet sitesinde de yayımlandı.
Kurtulmuş’un aynı gün Zafer Partisi Genel Merkezi’nde yaptığı açıklama TRT Haber tarafından da yayımlandı. TRT Haber’in haberinde Kurtulmuş’un, Türkiye’de “resmi rakamlarla 4 milyon 994 bin Suriyeli” bulunduğunu söylediği aktarılıyor.
Böylece Özdağ’ın X paylaşımında hatırlattığı 4 milyon 900 binlik rakam, yalnızca Özdağ’ın aktarımına dayanan bir ifade olmaktan çıkıyor; 22 Mayıs 2023 tarihli dönemin AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş açıklamasıyla da belgelendiriliyor.
Şimdi ise Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın, Türkiye’deki Suriyeli nüfusun bir dönem 6 milyona ulaştığını ifade etmesi, Özdağ’ın yıllardır dile getirdiği nüfus tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Özdağ’ın dikkat çektiği temel soru ise şu:
Türkiye’de geçmişte toplam kaç Suriyeli bulunuyordu ve bugün açıklanan 2,3 milyonluk rakam hangi nüfus grubunu kapsıyor?
6 Milyondan 2,3 Milyona: Türkiye’nin Önündeki Büyük Denklem
Açıklanan rakamlar arasındaki fark oldukça dikkat çekici.
Bir tarafta geçmişte 6 milyona ulaştığı belirtilen Suriyeli nüfus, diğer tarafta bugün 2 milyon 300 bin civarında olduğu ifade edilen sayı bulunuyor.
Özdağ’ın sorguladığı konu da bu iki rakam arasındaki farkın nasıl oluştuğu.
Bu değerlendirme yapılırken yalnızca geri dönüş rakamlarına bakılması yeterli olmayabilir. Çünkü yıllar içerisinde Türkiye’de dünyaya gelen çocuklar, kayıt dışı olduğu ileri sürülen kişiler, farklı hukuki statülerde bulunan Suriyeliler ve Türk vatandaşlığı kazananların durumu da ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir istatistik tartışması değil.
Türkiye’nin gelecekteki demografik yapısını, kamu hizmetlerini, eğitim sistemini, konut piyasasını, şehirleşmesini ve ekonomik planlamasını doğrudan ilgilendiren büyük bir nüfus denklemiyle karşı karşıya bulunuluyor.
777 Bin Suriyeli Öğrenci Üzerinden Dikkat Çeken Hesap
Ümit Özdağ’ın paylaşımında dikkat çektiği bir diğer konu ise 2015 yılına ilişkin öğrenci verileri oldu.
Özdağ, Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi açıklamasına göre anaokulundan üniversiteye kadar Türkiye’de 777 bin küsur Suriyeli öğrenci bulunduğunu belirtti.
Özdağ, yalnızca bu öğrencilerin anne ve babalarıyla birlikte yapılacak basit bir hesaplamanın dahi nüfus tartışmasının yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini savundu.
Özdağ’ın işaret ettiği hesap şöyle:
777 bin öğrenci, 777 bin anne, 777 bin baba= Yaklaşık 2 milyon 331 bin kişi
Bu hesaplamada yalnızca öğrenciler ile anne ve babaları dikkate alınıyor.
Kardeşler, diğer aile bireyleri, çocuk sahibi olmayan yetişkinler veya farklı hane yapıları ise bu hesabın içerisinde yer almıyor.
Özdağ’ın bu noktadaki vurgusu, geçmiş yıllarda açıklanan öğrenci sayıları ile toplam nüfus verilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği yönünde.
5,3 Doğurganlık Oranı Da Denklemin Parçası
Özdağ, paylaşımında Türkiye’deki Suriyeli ailelerin doğum oranına ilişkin 5,3 rakamını da gündeme getirdi.
Bu rakam üzerinden, Türkiye’de yıllar boyunca gerçekleşen doğumların toplam nüfus değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğine dikkat çekti.
Burada teknik olarak önemli bir ayrım bulunuyor.
5,3 rakamı, her Suriyeli ailenin tam olarak 5,3 çocuğa sahip olduğu anlamına gelmiyor. Bu tür veriler, belirli bir dönem için kadın başına düşen toplam doğurganlık hızını ifade ediyor.
Ancak Özdağ’ın dikkat çektiği temel soru şu:
Türkiye’de geçen yıllar boyunca doğan Suriyeli çocuklar, açıklanan toplam nüfus rakamlarının içerisinde nasıl değerlendiriliyor?
Bu nedenle Türkiye’deki Suriyeli nüfusu değerlendirilirken yalnızca giriş ve geri dönüş rakamlarının değil, doğumlar ve yeni neslin de dikkate alınması gerektiği yönündeki tartışma önem taşıyor.
Özdağ’dan Büyükelçiye, “Rakamları Gözden Geçirin”
Ümit Özdağ, Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın açıklamasına atıfta bulunarak, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi Türkiye’nin Şam büyükelçisi Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 6 milyonu bulmuştu diyor. Ve şimdi 2026’da 2 milyon 300 bin Suriyeli sığınmacı olduğunu ileri sürüyor.”
Özdağ, 2015 yılında açıklanan 777 bin küsur Suriyeli öğrenci sayısını hatırlatarak ve Suriyeli ailelerin doğum oranına ilişkin 5,3 rakamına dikkat çekerek, açıklanan nüfus verilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savundu.
Dünya da Suriyelilerin Statülerini Yeniden Değerlendiriyor
Türkiye’deki göç tartışması yalnızca Türkiye’ye özgü bir gelişme değil.
Suriye’deki siyasi ve güvenlik şartlarında yaşanan değişimlerin ardından bazı Avrupa ülkeleri de Suriyelilere yönelik iltica, koruma ve oturum politikalarını yeniden değerlendirmeye başladı.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor.
Her ülkenin hukuk sistemi, göç politikası ve uygulaması farklı.
Bu nedenle “Avrupa ülkeleri Suriyelileri topluca geri gönderiyor” şeklinde genel bir ifade kullanmak yerine, somut uygulamalara bakmak gerekiyor.
Danimarka, Suriyelilerin Dosyalarını Yeniden İncelemeye Başladı
Danimarka’da Suriyelilerle ilgili bazı iltica ve oturum süreçleri, Suriye’de yaşanan gelişmeler doğrultusunda yeniden değerlendirmeye alındı.
Danimarka Göç İdaresi tarafından yapılan resmi açıklamalara göre, Suriye’deki mevcut şartlara ilişkin yeni değerlendirmeler yapılıyor ve Suriyelilere ilişkin bazı başvuru süreçleri yeniden işleme alınıyor.
Bu uygulama, doğrudan toplu bir geri gönderme kararı anlamına gelmiyor.
Ancak Danimarka örneği, Suriye’deki şartlarda meydana gelen değişimlerin, Suriyelilerin iltica ve oturum durumlarının yeniden değerlendirilmesinde etkili olmaya başladığını ortaya koyuyor.
Almanya’da 8 Bin 320 Suriyelinin Koruma Dosyası İncelendi
Almanya’da ise Suriyelilere verilen koruma statülerinin yeniden değerlendirilmesine ilişkin dikkat çekici veriler kamuoyuna yansıdı.
Alman kamu yayıncısı Tagesschau’nun Federal Hükümetin parlamenter bir soru önergesine verdiği yanıta dayandırdığı habere göre, 2026 yılının ilk altı ayında 8 bin 320 Suriyeliye ilişkin koruma dosyası incelendi.
İncelenen dosyaların yüzde 23,2’sinde, koruma statüsünün iptali veya geri alınması yönünde karar verildi.
Bu oran, Almanya’da Suriyelilere tanınan koruma statülerinin belirli durumlarda yeniden gözden geçirildiğini ortaya koyuyor.
Ancak bu veriler de Almanya’nın bütün Suriyeliler için toplu bir geri gönderme politikası uyguladığı anlamına gelmiyor. İncelemeler, bireysel dosyalar ve hukuki süreçler çerçevesinde gerçekleştiriliyor.
Danimarka ve Almanya’daki gelişmeler, Suriye’deki şartların değişmesiyle birlikte bazı ülkelerin Suriyelilere ilişkin koruma, iltica ve oturum politikalarını yeniden değerlendirdiğini gösteriyor.
Ancak Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo, nüfusun büyüklüğü ve meselenin yıllardır devam etmesi nedeniyle çok daha geniş bir boyut taşıyor.
Türkiye açısından asıl soru yalnızca:
“Kaç kişi geri döndü?” sorusu değil.
Türkiye’nin önündeki büyük denklem şu sorulardan oluşuyor:
Türkiye’de geçmişte toplam kaç Suriyeli bulunuyordu?
Bu nüfusun ne kadarı kayıtlı, ne kadarı kayıt dışıydı?
Kaç kişi Suriye’ye geri döndü?
Türkiye’de geçen yıllar boyunca kaç Suriyeli çocuk dünyaya geldi?
Kaç Suriyeli Türk vatandaşlığı kazandı?
Geçici koruma statüsü dışında farklı statülerde bulunan Suriyelilerin sayısı nedir?
Bugün açıklanan yaklaşık 2 milyon 300 binlik rakam, hangi nüfus kategorilerini kapsıyor?
İşte Ümit Özdağ’ın son paylaşımı, bu soruların tamamını yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Mesele Sadece Bir Rakam Tartışması Değil
Türkiye’deki Suriyeli nüfusa ilişkin tartışma; yalnızca siyasi bir polemik olarak değerlendirilemeyecek kadar geniş bir alanı ilgilendiriyor.
Nüfusun büyüklüğü; eğitimden sağlığa, konut piyasasından şehirleşmeye, kamu hizmetlerinden ekonomiye ve uzun vadeli demografik yapıya kadar birçok başlığı doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle kamuoyuna açıklanan rakamların hangi nüfus gruplarını kapsadığının açık ve şeffaf biçimde ortaya konulması büyük önem taşıyor.
Ümit Özdağ’ın son çıkışı da bu tartışmayı yeniden gündeme getiriyor.
Bir dönem 3,5 milyon, ardından 4 milyon 900 bin, daha sonra 6 milyon olarak gündeme gelen rakamlar ile bugün ifade edilen yaklaşık 2 milyon 300 binlik sayı arasındaki fark, Türkiye’deki Suriyeli nüfus konusundaki tartışmanın neden devam ettiğini gösteriyor.
Ve Türkiye’nin önündeki asıl denklem şu soruda düğümleniyor:
Türkiye’de geçmişte gerçekten kaç Suriyeli bulunuyordu, bugün açıklanan rakam hangi nüfusu kapsıyor ve geri dönüşler, doğumlar, vatandaşlıklar ile kayıt dışı nüfus bu büyük hesabın neresinde yer alıyor?
Ümit Özdağ’ın X hesabından yaptığı son açıklama, işte bu soruları yeniden gündeme taşıyarak, Türkiye’nin göç ve demografi politikaları açısından şeffaf, kapsamlı ve veriye dayalı bir nüfus tablosuna duyulan ihtiyaca dikkat çekiyor.
yilmazparlar@yahoo.com
Özdağ’s Striking Move in the Equation Facing Türkiye
6 Million, 2.3 Million, 777,000 Students and a 5.3 Fertility Rate: Özdağ Questions the Figures on Syrian Refugees in Türkiye
The issue of migration and refugees, one of the most important challenges facing Türkiye, has once again come under scrutiny following the release of new figures.
At the heart of the debate, however, is not simply the question of how many Syrians are currently living in Türkiye. The central issue is how the different figures announced over the years have been calculated and which data are being used to establish the actual demographic picture.
The number of Syrians in Türkiye was once cited as 3.5 million, later 4.9 million, and subsequently 6 million. Today, the figure is being stated at approximately 2.3 million.
It is precisely this major demographic equation that Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ has brought back to the Turkish public agenda with his latest statement.
Özdağ made his assessment after Türkiye’s Ambassador to Damascus, Nuh Yılmaz, stated that approximately 6 million Syrian nationals had lived in Türkiye at one point, while that figure had now fallen to 2.3 million.
Özdağ: “I Have Been Drawing Attention to These Figures for Years”
In his post on X, Ümit Özdağ stated that he had repeatedly said that between 2021 and 2023 there were approximately 5 million registered and 2 million unregistered or irregular Syrians in Türkiye.
Özdağ’s reference to the figure announced by Numan Kurtulmuş in 2023 is also supported by records from the period. On May 22, 2023, then-AK Party Deputy Chairman Numan Kurtulmuş visited Zafer Party Chairman Ümit Özdağ. Following the meeting, Kurtulmuş stated that there were “4 million 994 thousand Syrians according to official figures” in Türkiye. Kurtulmuş also said that the figure could be expressed as approximately 5 million. The statement was published on the official AK Party website.
Kurtulmuş’s remarks at Zafer Party headquarters on the same day were also reported by TRT Haber. The report quoted Kurtulmuş as saying that there were “4 million 994 thousand Syrians according to official figures” in Türkiye.
Thus, the 4.9 million figure recalled by Özdağ in his X post is not merely a figure attributed to Özdağ; it is also documented by the statement made by then-AK Party Deputy Chairman Numan Kurtulmuş on May 22, 2023.
The statement by Türkiye’s Ambassador to Damascus, Nuh Yılmaz, that the Syrian population in Türkiye had once reached 6 million has now brought the population debate that Özdağ has raised for years back into the spotlight.
The central question raised by Özdağ is:
How many Syrians were actually living in Türkiye in the past, and which population groups are included in the 2.3 million figure announced today?
From 6 Million to 2.3 Million: The Major Equation Facing Türkiye
The difference between the figures is striking.
On one side is the Syrian population said to have reached 6 million at one point; on the other is the figure of approximately 2.3 million stated today.
This difference is precisely what Özdağ is questioning.
In assessing the figures, looking only at the number of returns may not be sufficient. Over the years, Syrian children born in Türkiye, people reportedly living outside the registration system, Syrians holding different legal statuses and those who have acquired Turkish citizenship are also factors that may need to be considered separately.
Therefore, this is not merely a statistical dispute.
Türkiye is facing a major demographic equation that directly concerns its future demographic structure, public services, education system, housing market, urbanization and economic planning.
A Notable Calculation Based on 777,000 Syrian Students
Another issue highlighted by Ümit Özdağ concerns student figures from 2015.
Özdağ stated that, according to an official announcement by the Turkish Ministry of National Education, there were more than 777,000 Syrian students in Türkiye, from kindergarten through university.
Özdağ argued that even a basic calculation involving these students and their parents raises questions that require the population figures to be reconsidered.
The calculation highlighted by Özdağ is:
777,000 students + 777,000 mothers + 777,000 fathers = approximately 2.331 million people
This calculation takes into account only the students and their mothers and fathers.
Siblings, other family members, adults without children and different household structures are not included in this calculation.
Özdağ’s point is that student figures announced in previous years should be evaluated together with total population figures when assessing the demographic picture.
The 5.3 Fertility Rate Is Also Part of the Equation
Özdağ also raised the figure of 5.3 in relation to the fertility rate among Syrian families in Türkiye.
He argued that births occurring in Türkiye over the years should also be taken into account when assessing the total Syrian population.
There is, however, an important technical distinction.
A figure of 5.3 does not mean that every Syrian family has exactly 5.3 children. Such figures refer to the total fertility rate, meaning the estimated number of children per woman during a specified period.
Nevertheless, the central question raised by Özdağ remains:
How are Syrian children born in Türkiye over the years being accounted for in the total population figures that are being announced?
For this reason, the debate over Türkiye’s Syrian population involves not only arrivals and returns, but also births and the new generation.
Özdağ to the Ambassador: “Review the Figures”
Referring to the statement by Türkiye’s Ambassador to Damascus Nuh Yılmaz, Ümit Özdağ wrote:
“Now Türkiye’s ambassador to Damascus says that the number of Syrian refugees in Türkiye had reached 6 million. And now he claims that there are 2.3 million Syrian refugees in 2026.”
Özdağ recalled the figure of more than 777,000 Syrian students announced in 2015 and drew attention to the 5.3 fertility rate, arguing that the population figures being announced should be reviewed.
The World Is Also Reassessing the Status of Syrians
The migration debate in Türkiye is not an issue unique to Türkiye.
Following changes in the political and security conditions in Syria, some European countries have also begun reassessing their asylum, protection and residence policies concerning Syrians.
There is, however, an important distinction.
Each country has its own legal system, migration policy and procedures.
Therefore, rather than making a generalized statement that “European countries are collectively sending Syrians back,” it is more accurate to examine specific policies and documented cases.
Denmark Has Begun Reassessing Syrian Cases
In Denmark, some asylum and residence procedures involving Syrians have been reassessed in light of developments in Syria.
According to official information from the Danish Immigration Service, new assessments are being conducted concerning conditions in Syria, and certain pending cases involving Syrians are being processed again.
This does not constitute a blanket decision to deport Syrians.
However, the Danish example demonstrates that changes in conditions in Syria have begun to play a role in the reassessment of the asylum and residence status of Syrians.
Germany Examined Protection Files of 8,320 Syrians
In Germany, meanwhile, notable figures have emerged concerning the reassessment of protection status granted to Syrians.
According to German public broadcaster Tagesschau, citing the Federal Government’s response to a parliamentary inquiry, 8,320 cases involving Syrians were reviewed by the Federal Office for Migration and Refugees (BAMF) during the first six months of 2026.
In 23.2 percent of the cases reviewed, a decision was made to revoke or withdraw protection status.
The figure indicates that protection granted to Syrians in Germany is, in certain circumstances, being subject to renewed examination.
However, this does not mean that Germany has adopted a blanket policy of returning all Syrians. The reviews are conducted on the basis of individual cases and applicable legal procedures.
Developments in Denmark and Germany show that, as conditions in Syria change, some countries are reassessing their asylum, protection and residence policies concerning Syrians.
Türkiye, however, faces a much broader situation because of the size of the population involved and the fact that the issue has continued for many years.
For Türkiye, the key question is not simply:
“How many people have returned?”
The larger equation facing Türkiye includes a series of questions:
How many Syrians were living in Türkiye in the past?
How many were registered and how many were outside the registration system?
How many have returned to Syria?
How many Syrian children have been born in Türkiye over the years?
How many Syrians have acquired Turkish citizenship?
How many Syrians are living in Türkiye under legal statuses other than temporary protection?
What population categories are included in the approximately 2.3 million figure announced today?
These are precisely the questions brought back into the public debate by Ümit Özdağ’s latest X post.
The Issue Is More Than a Dispute Over Numbers
The debate over the Syrian population in Türkiye concerns an area far broader than a political dispute.
Population size directly affects numerous areas, from education and healthcare to the housing market, urbanization, public services, the economy and the country’s long-term demographic structure.
For this reason, it is important that the figures announced to the public clearly and transparently identify which population groups they include.
Ümit Özdağ’s latest statement has once again brought this issue to the forefront.
Figures of 3.5 million, followed by 4.9 million, then 6 million, and the approximately 2.3 million figure cited today illustrate why debate over the Syrian population in Türkiye continues.
The central question in the equation facing Türkiye is therefore:
How many Syrians were actually living in Türkiye in the past, which population does the figure announced today cover, and where do returns, births, citizenship acquisitions and people outside the registration system fit into this broader calculation?
Ümit Özdağ’s latest statement on X has brought these questions back into the spotlight and highlighted the need for a transparent, comprehensive and data-based demographic picture as Türkiye considers its migration and demographic policies.